Kategoriler
Genel

Ekolojik üretim yapan çiftliklere nasıl ve nereden ulaşacağım?

Üretici, tarımsal kalkınma kooperatifleri, tüketici kooperatifleri ve gıda toplulukları listesi

Yerli tohum, zehirsiz üretim yapan
çiftçilerimizi desteklemezsek
ana damarımız olan
gıda egemenliğimizi kaybederiz.

Bu yazıyı okumadan önce Neden ekolojik üretim yapan çiftliklerden alışveriş yapmalıyım? yazısını okumanızı öneririm.  Çiftçilerin çoğu neden konvansiyonel tarımı bırakamıyor, organik diye bir şey var mı ve neden ekolojik ürünler daha pahalı sorularınıza cevap bulabilirsiniz.

İlk yazıyı okuduysanız, gelelim ‘Nasıl’ ve ‘Nereden’ sorusunun cevaplarına. Aşağıda üreticilerden kooperatif ve gıda topluluklarına uzanan bir liste var. Size ilk tavsiyem şehrinizdeki bir gıda topluluğuna ve tüketici kooperatifine üye olmanız. Üreticilerin de haftalık ürün listelerine kayıt olmanız ve ihtiyaçlarınız, deneyimlerinize göre tercihlerinizi yapmanız. Kalkınma kooperatiflere de online/telefonla ulaşabilirsiniz.

Bu listede bir gün bizim çiftliğin ürün listesini paylaşmak da en büyük dileğim 😊

Uyarı-1: Aşağıdaki liste bir reçete değil, ya da benim bir ücret karşılığı hazırladığım bir liste değil, sadece bir kolaylaştırıcı. Tabii ki, ekolojik üretim yapan çiftlikler sadece bunlar demiyorum! Siz de bu listelerden ilham alarak kendi bağlantılarınızı kurabilir, listenizi kişisel beklenti ve isteklerinize göre genişletebilir ya da daraltabilirsiniz. Bu isimler sadece benim alışveriş yaptıklarım değil, dostlarımın da alışveriş yaptığı isimlerden esinlenerek hazırlandı. Deneyimlerinizi paylaşırsanız, listeyi seve seve güncellemek isterim.

Uyarı-2: Üreticileri incelemeden önce ‘hangi mevsimde hangi meyve-sebze yenir‘ sorusunun cevabını bilmekte fayda var. Bunun için Buğday Derneği’nin hazırladığı listeye buradan bakabilirsiniz. Ayrıca, Canan Karatay’ın “Karatay Mutfağı” kitabının İkinci Bölüm, Sayfa 85-94 arasındaki bilgilerden derleyerek “Hangi Mevsimde Ne Yenir” tablosu hazırlayan şu linke bakabilirsiniz: http://woto.com/mevsiminde-besinler .

O zaman buyurun listeye (Alfabetik sıralama, kooperatifler ayrıca aşağıda belirtilmiştir);

  • Aysun the Sütçü: Bana gönüllü çiftçiliği yaşatan ilk çiftliktir, Aysun Hanım’ın kırlarında özgürce koşan kızları favorim. Bütüncül yönetim ve çiğ sütün bence en güzel örneği. Sipariş ve bilgi için thesutcu@gundonumu.biz.tr adresine mail atabilirsiniz. Instagram adresi için tıklayın.
  • Ceco’nun Fırını: Cihangir Amca doğallığı ve paylaşımlarıyla insana enerji veriyor. Greçka, kızıltan, Sarı başak, Akçalıbasan ve karakılçık unları için güzel bir adres.  Ayrıca ekşi mayalı tam buğday ekmeğini de tavsiye ederim.Hesabını buradan takip edebilirsiniz.
  • Dağ_bahçe: İzmir’deki bir dağ köyünde, organik sertikalı tarım uygulamaları ile üretim yapıyorlar. Ürünlerine İzmir Bostanlı Organik Pazarı’ndan ulaşabilirsiniz, instagram hesabından takip edebilirsiniz. Ayrıca haftalık paketler hazırlıyor ve teslim noktalarında tüketiciye ulaştırıyorlar. Ürünlerin hasarsız ulaşması ve üretici-tüketici ilişkisini korumak için kargo ile gönderim yapmayı tercih etmediklerini belirtmişlerdi. Detaylı bilgi için hesabı takip edebilirsiniz.
  • Ebru’s House: Ebru hanım, özellikle benim zeytin yetiştiriciliğinde karşılaştığım problemlerde yol gösterici mesajlarıyla bana çok yardımcı oldu. Ekotar kontrol sertifikalı üretim yapan Mersin’deki çiftliğin ürün listesi için instagram hesabı ve web sitesi linkte.
  • Good4Trust: Doğaya dost üreticileri bir araya getiren bir platform. Çarşısında, gıdadan temizlik ürünlerine dilediğiniz ürünü rahatlıkla bulabilir, üreticisini inceleyebilirsiniz. Benim çevremdeki insanların sıklıkla alışveriş yaptığı Farge Organik’e bu site üzerinden ulaşıyorlar.
  • Hayat Bağı Çiftliği: Seferihisar’da bir çiftlik.Daha önce kendilerinden 1 kasa mandalina ve bal kabağı almıştım, olduk.ça memnun kalmıştım. Instagram adreslerinden kendilerine ve mevcut ürün listesine ulaşabilirsiniz.
  • Karahanoğlu Çiftliği: Instagram’dan takip ettiğim bu çiftlik, Seferihisar’da yerel tohumla ve ilaçsız tarım yapan 24 çiftçiyi bir araya getiriyormuş. Haftalık paketlerini kargo ile gönderiyorlar. İnternet sitesi: https://www.karahanogluciftligi.com/
  • Kızıl Tilki: Küçükkuyu’dan sevgili Ayten & Yücel’in katkısız ve doğal ürünlerinin listesine ulaşmak için instagram hesabını takip edebilirsiniz. Ayrıca Cuma günleri Küçükkuyu pazarında oluyorlar.
  • Nebyan Doğal: Kırmızı et tüketimi için bildiğim iki adresten biri burası. Yakın bir geçmişde kırmızı et tüketimini bıraktım ancak, kemik suyu, ilik suyu gibi ürünler için arkadaşlarımın tercih ettiği bir hesap.
  • SAKÜDA (Sakarya Küçük Üretici Dayanışma Ağı) üreticileri: Koray’s Farm’dan Zobran Obası’na; Eppek’den Jade Çiftliği’ne bir çok üreticiye ağa katılarak ulaşabilir, kargo ya da İstanbul’daki dağıtım noktalarından ürünlerinizi alabilirsiniz. Her Pazar günü gelen ortak ürün listesine dahil olmak için: jade@jadeciftligi.com ’a listeye girmek istediğinizi belirten bir mail göndermeniz yeterli.
  • Sevinç abla’nın Çiftlik: Sevinç ablayı tanımak isterseniz, blogda yazdığım yazıyı okuyabilirsiniz. Sevinç abla’nın güneşte kurutulmuş salçası, elma sirkesi, bulguru (sarı buğday ve karakılçıktan), balı, zeytinyağı ve pekmezi benim en sevdiklerim. Sipariş için Sevinç Abla’nın Facebook’taki sitesinde yer alan telefon numarasından onunla iletişime geçebilirsiniz. Sevinç Abla’nın Çiftlik
  • Zeytinli Eko Ortak Yaşam Topluluğu: Bizim köyün insanları diyorum 😊 Instagramdan takip edebilir, ürün listelerini isteyebilirsiniz, Bayramiç tahini için en doğru adres.
  • %100 Ekolojik Pazarlar: Buğday derneğinin rutin zirai ilaç kalıntı analizleri kontrollerinde kurulan bu pazarları ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Şişli, Kartal, Beylikdüzü, Bakırköy, İzmit ve Kayseri’de bulunan bu pazarlardaki Üretici listesi internet sitelerinde var: http://ekolojikpazarlar.org/
    İstanbul Feriköy’de her Cumartesi kuruluyor. Hafta sonu market zincirlerine gitmektense buraya uğrayabilirsiniz. Benim bir arkadaşımın pazarda en çok alışveriş yapmayı sevdiği kişi Ercüment bey’miş. Instagram hesabı @e_ve_e_bahce

Tarımsal Kalkınma Kooperatifleri:

Yüksek lisans tezim kapsamında kooperatifleri de gezip, başkanları ve üreticileriyle sohbet ediyorum. Bana ilham olan ve Türkiye’nin ihtiyacı olan kooperatifçiliği yaygınlaşmasında öncü olacak isimler aşağıda (gezilerimi henüz tamamlamadım). Kooperatifler, küçük çiftçinin korunması, kırsal kalkınma, yoksulluğun önlenmesi ve gıda egemenliği için en önemli yapılardır.

  • Tire Süt Kooperatifi: Sütten, yoğurda, sucuktan çöp şiş ete Online alışveriş yapabileceğiniz Tire Süt kooperatifinden ziyaret notlarımı da burada yazmak isterim: Dünya’nın En İyi Kırsal Kalkınma Modeli seçilen (2013) kooperatifi olması cidden tesadüf değil. Kooperatif yönetiminin hesap verilebilirliğin yüksek olması, sistemi olması, üreticiyle kurduğu birebir iletişim ve kaliteli ürün için sağladığı imkanlarla bugün sadece kooperatif değil, birçok işletme için de örnek bir model. 2000’i aşan üyesiyle bir aile ve bir güven ortamı yaratıldığı konuştuğum üretici ortaklarınca da hissediliyor.
  • Gödence Tarımsal Kalkınma Kooperatifi: Kooperatifin bugün zeytinyağından kurutulmuş domatese, tarhanadan incir tatlısına 10’a yakın ürünü direk tüketiciye ulaştırıyor, üniversiteler ile işbirliği yapıyor. Zeytinyağları cidden çok başarılı. Ürünleri internetten inceleyebilir, telefonla sipariş edebilirsiniz. “Emeğin çalındığı yerde, kalkınma ve gelişme, toplumsal huzur ve de sevgi ortamı olmaz.” Kendi köyünün kooperatifleşmesine katkı sağlayan ve 1993 yılından beri Gödence tarımsal kalkınma kooperatifinin başkanlığını yürüten Çağatay Özkan Kokulu’ya ait bu satırlar. Tarımsal üretim, üretici sorunları ve örgütlenmesi konularında aktif olarak sahada yer alan biri.
  • Alandız Tarımsal Kalkınma Kooperatifi: Glikoz şurubu ve ilaç kullanmadan üretilen Kooperatifin kestane şekerini kime tatdırsam çok beğendi. İkram edilecek çok başarılı bir tatlı. İnstagram adresleri üzerinden sipariş verebilirsiniz. Kooperatifin hikayesi daha da güzel. Kooperatif köylüyü ilaçsız tarıma teşvik ediyor, eğitiyor; köye fabrika kuruyor ve fabrikada 5 köylü kadına iş imkanı sunuyor. Önceden köyde üretilen kestaneleri, bilindik markalara gönderen köy, 2019’da faaliyete başlayan fabrikası ile kendi kestane şekeri markasını yaratmış.
  • Foça Tarımsal Kalkınma Kooperatifi: 2017’de kurulan ve bu sene aktif olarak çalışmaya başlayan bir kooperatif. Bu yaz ziyaretimde, Foça’daki bir çok insanla birlikte nar ekşisi yapıyorlardı. Salçaları da kavanozlara doldurmuşlardı. İstiridye mantarı üretiminde bir marka olmak için birlikte eğitim alıyorlar. İnstagram adresinden kooperatifi takip edebilir, ürünleri hakkında bilgi alabilirsiniz.

Tüketici Kooperatifleri ve Gıda Toplulukları:

Yukarıdaki üretici kooperatiflerine ek olarak Devrek Güneşi, Ovacık, Hopa Çay gibi tarımsal kalkınma kooperatiflerinin ürünlerine tüketici kooperatifleri ve gıda toplulukları üzerinden de ulaşabilirsiniz.

İstanbul’daki tüketici kooperatifleri (Başka şehirleri bilmiyorum maalesef, en azından şimdilik):

Kadıköy Kooperatifi: Dükkanlarından birden çok ürüne ulaşabilirsiniz. İnstagram hesabında de ürünlere ve çalışma saatlerine dair detaylı bilgi var. Kendilerini şöyle açıklıyorlar: “İstanbul’da yaşayan ve doğal ürünlere aracısız ulaşmayı hedef alan tüketicilerin/türeticilerin oluşturduğu kooperatifiz.”

BuKoop: Avrupa yakasında oturanlar için BuKoop (Boğaziçi Mensupları Tüketim Kooperatifi) dükkan da bir diğer alternatif. Ürünler ve detaylı bilgi: https://bukoop.org

Beşiktaş Semt sakinlerinin kooperatif girişimi:  Aylık dağıtım paketlerinden alabilirsiniz. Instagram adreslerine buradan ulaşabilirsiniz.

Salkım Kooperatifi: Instagram’da açılış haberini gördüm, Kozyatağı’nda oturanlar ziyaret edebilir.

Yerdeniz Kooperatifi: Kadıköy sakinleri için bir başka tüketici kooperatif dükkanı. Sloganlarını pek sevdim ‘Yaşamı örgütlemek amacıyla mütevazı bir adım atan, dayanışmacı bir topluluk….’

Gıda Toplulukları
Şehrinizdeki gıda topluluklarına üye olarak da adil, doğa dostu gıdalara aracısız ulaşabilirsiniz. Gıda topluluğu nedir, benim şehrimde neler var sorularına cevap için tıklayınız: http://gidatopluluklari.org/?page_id=103

Örneğin İzmir’de ‘Bitot’, Bursa’da ‘Bursa gıda topluluğu’ ve Antalya’da ‘Antalya Gıda topluluğu’ var. Sizin şehrinizde de olabilir.

Kategoriler
Genel

Neden ekolojik üretim yapan çiftliklerden alışveriş yapmalıyım?

Toprağa gözü gibi bakan,
tohumları çeyiz sandıklarında saklayan
tüm çiftçilere hürmetle…

Çiftçilikle aktif olarak uğraşmaya ve köylülerde daha sık bir arada olmaya başladıktan sonra da şunu gözlemledim: Çoğu köylünün geleneksel yöntemle, zehir atmadan, fenni gübre kullanmadan üretim yapmak için -maalesef-motivasyonu yok. Çünkü ‘emeklerinin bir değeri olacak mı?’ sorusuna cevap alamıyorlar. Köyde onlara destek olacak çocukları kalmamış, ziraat mühendisleri odalarından çıkıp aktif olarak çiftçilere destek olmakta yetersiz ve çiftçilerin çoğu zehir atılmazsa hastalıkla başa çıkılamayacağına çok inanmışlar.

Tabii ki; tarım politikalarının yetersizliği, kooperatifleşmedeki sorunlar ve üreticiden tüketiciye olan gıda zincirinin uzunluğu gibi temel problemler çiftçinin üretim alışkanlıklarını etkiliyor. Ancaktüketici olarak bizim de üzerimize düşen görevler var: Nihai tüketici, ‘soframda zehirsiz gıda istiyorum’ diye haykırırsa, çiftçiler de zehirli zirai ilaç kullanmadan (ya organik sertifikalı, ya geleneksel üretim ya da doğal) yolla üretmenin değerini tekrar görmeye başlar. IMG_1702

O yüzden; çok verim elde etmek adına, hem insana hem doğaya ne kadar eziyet edildiğinin farkında olarak üretim yapan üreticileri desteklemenin önemi büyük.

Organik üretim dediğimde, tüketicilerden en çok duyduğum şey ise: ‘Organik diye bir şey olduğuna inanmıyorum’ söylemi. Ben bunu biraz kolaya kaçmak olarak görüyorum. Bunu söyleyen arkadaşlara/akrabalarıma şunu soruyorum: ‘Hangi üreticiden direk ürün alımı yaptın da bunu söylüyorsun? Bu güvensizliği yaratacak birebir de bir olay mı yaşadın yoksa süpermarketten hızlıca alışveriş yapma rahatlığını bozmamak için kulaktan duyma söylemlere inanma kolaylığı mı?’ Gerçekten gıda tüketimine ve doğaya duyarlı tüketiciler, yediklerinin kaynağı sorgulamada daha bilinçli olmayı seçebilirler. Aldığımız gıdaların nerede üretildiği ve kim tarafından üretildiği ile ilgileniyor muyuz? Üreticilerden / kooperatiflerden birebir alışveriş yaptığımızda bu soruların cevabına da ulaşabilir, hatta üreticileri ziyaret edebilirsiniz. Eğer güveninizi sarsan bir şey olursa da bunu paylaşarak, insanların da bilinçlenmesine destek olabilirsiniz.

Diğer bir konu da malumunuz; organik / doğal / zirai tarım ilacı kullanmadan üretilen gıdaların fiyatının, konvansiyonel tarımla üretilen gıdaların üzerinde olması. Öncelikle fiyatın neden yüksek olduğunu anlamaktan başlayalım. Bunun sebebini 4 başlıkta toplayabilirim: (1) Daha düşük verim: Konvansiyonel tarıma göre, hastalık ve/ya zararlıların etkisi verimin düşük olmasına sebep oluyor (2)iş gücü maliyeti: ilaç yerine, kol kuvveti- çapalama var; emek yoğun ve sabır gerektiren bir iş. Bu da zaman ve iş gücü maliyeti demek. (3) organik / zehirsiz tarıma geçiş maliyetinin yüksek olması: Özellikle arazide daha önce konvansiyonel tarım uygulamaları varsa, toprağı temizlemek ve verim almak için en az 3 yıl gerekiyor. Ayrıca organik sertifikalı üretimde analiz, kontrol maliyetleri de yüksek. (4) Talebin düşük olması.

Yazının başında da bahsettiğim gibi, maliyetler konusunda tüketiciler olarak yapabilecek pek bir şey olmasa da, zehirsiz gıda talep ederek, çiftçilere gerekli motivasyonu verebiliriz. Ekonomik şartlar, hele ki büyük bir ailemiz varsa, bizi fiyat açısından daha uygun olan ürünü almaya zorlayabiliyor. Ancak şunu unutmayalım. Sağlıklı beslenme, öyle bir kıyafet gibi, anında ayna karşına geçip kendini gösteren bir şey değil. Zaman içinde, yaş aldıkça vücudumuzda farklı formlarda kendini gösteriyor.

IMG_1387

 

Peki bu üreticilere nereden ve nasıl ulaşabilirim? Sorunun cevabına bir sonraki yazıda…

 

 

 


Not:
Oluşabilecek kavram kargaşasını önlemek için şu açıklamayı yapmak isterim: Organik üretim sertifikalı çiftçiler de var, sertifika almayan (maliyet sebebiyle) ama zehirli zirai tarım ilaçlarını kullanmayan çiftçiler de var. Hiçbir ilaç kullanmadan, ‘doğa ne kadarını verirse’ diyen çiftçilerde. Yukarıdaki üretim biçimleri için sırasıyla; organik, geleneksel ve doğal üretim yapan çiftçiler diyebiliriz. Yazının başlığında kullandığım ekolojik üretim yapan çiftlikler bu üç üretim şeklinden herhangi birini benimseyen  anlamına gelmektedir. Konvansiyonel tarımı ise her türlü tarım ilacını / zehrini kullanarak, çok verim almak adına toprakta yaşayan tüm canlıları (yararlı ve zararlı) imha etme üzerine kurulu bir uygulama olarak tanımlayabiliriz.

Kategoriler
Genel

Et ürünlerini tüketmeyi azaltmak dünyamızı kurtarır mı dersiniz? Sağlıklı beslenmeyi sadece gıda korkusu olarak algılıyor olabilir miyiz?

Doğal dengeyi koruyarak beslenmek bu resmin içinde nerede?

Organik, vegan, doğal, sağlıklı, ekolojik..Bu kelimeleri o kadar gelişigüzel kullanır olduk ki, altındaki düşüncelerden ne kadar haberdarız emin değilim.

Emin değilim çünkü “sağlıklı beslenmeyi” sadece belli başlı gıdalardan uzak durmak olarak algılıyoruz. Yani bi nevi gıda korkusu yarattık. Sadece ürünlere yiyip/yememeliyim diye düşünüp kendimizi strese sokuyoruz.

Emin değilim çünkü “vegan” felsefeyi romantik bir hayvan felsefesi olarak algılayanlarımız var.

Emin değilim çünkü “vegan” olan herşeyin sağlıklı olduğunu düşünüyoruz.

Tabiiki de sağlıklı beslenme hayat kalitemiz için önemli, ancak beslenmeyi sadece bir/birkaç ürüne atfetmeyi, o ürünü oluşturan üreticiyi, toprağı ve doğal dengeyi düşünmeden “sağlıklı besleniyorum” demeyi, bir trendin arkasından düşünmeden koşmak olarak yorumluyorum. Sağlıklı beslenmenin tanımı da çok kaygan bir zeminde, çünkü herkes için tek bir formülün olduğunu düşünmüyorum.

Beslenme konusunda en çok rastladığım kelime şu sıralar “Vegan”, o yüzden ona odaklanarak devam edeceğim söylemek istediklerime. Veganizm aslında yeni bir kavram değil.. 2010’lu yılların başında “New year resolution” listelerine giren bir kavram “vegan beslenmeye geçmek”. Veganizm, hayvansal ürünleri kullanmayı reddetmek olarak kısaca tanımlansa da arkasında yatan düşüncede beslenme alışkanlıklarını değiştirerek dünyayı daha iyi bir yere getirmek yatıyor. Yani, sadece romantik bir hayvan sevgisi yok. Daha az hayvansal ürün tüketmek (aşağıda bunun sebeplerini anlatacağım), o hayvanın yetiştirilme koşullarındaki yapaylığı ve kötü koşulları da ortadan kaldırmak, doğada yaratılan dengesizliğe karşı aksiyon almak da var.

Benim sağlıklı beslenme, hayvansal ürünler ile ilgili araştırma yaparken karşıma çıkan ilk metinlerde şunlar var; ‘inekler küresel ısınmanın baş aktörleri’. Çıkardığı metan gazı, ortalama bir arabanın atmosfere saldığı Co2 ile neredeyse aynı seviyede olduğu için güzel bakışlı ineklerimizi neredeyse dünyanın en zararlı hayvanları ilan edeceğiz. Peki o zaman et/süt ürünleri tüketmeyelim, ineklerin yeryüzündeki sayısını azaltalım ama biz insanoğlu araba kullanmaya, tüketmeye devam edelim? Zaten ineklerin bize vereceği proteini ben tıbbi yollardan üretebilirim. Dünya o yöne gidiyor zaten. Cevap bu mu?

Araştırmaya devam.

Bir de şu bilgileri okuyalım.

Dünya’daki tarım alanlarının %75’ten fazlası hayvancılık (livestock) için kullanılıyor. (Kaynak: Ourworlddatain.org) Bu alanlar sadece hayvan beslemek olarak düşünülmesin. İneklerin, koyunların, tavukların özgürce gezdiği alan değil bu %75.. Hayvanların çoğu, artan tüketimi karşılayabilmek için, otlamıyor, onun yerine hızlı verim alıncak (daha çok para) hayvan yemleri kullanılarak yetiştiriliyor. Yani bu alanlarda daha çok hayvan yemi yetiştiriliyor

Daha da kötü olanı orman vasıflı alanlar da hayvan yemi üretimine açılıyor.

İş hatta daha da kötüye gidiyor. Hayvan yemi yetiştirilen alanlarda tek bir çeşit ürün yetiştirildiği ve yine daha fazla verim (yani para) almak için ilaçla yapıldığı için toprağın içindeki mikroorganizmalar ölüyor ve toprak kendini yenileyemiyor..Bu zaten doğal dengeyi bozan birinci etmenlerden biri, topraktaki döngünün önünü kesmiş oluyorsunuz.Toprak ölüyor!

O zaman ne oldu; ineğin metan gazından daha da kritik bir noktaya geldik, ölen toprak ve sürekli tüketen, tükettirilmeye teşvik edilen insanlar!

Şu bilgiyi de bir kenara koyalım;

İnek gübresi toprak için en önemli besleyicilerden biri. Toprağın su tutma kapasitesini ve geçirgenliğini artırıyor. Toprağın işlemesini de kolaylaştırdığı için sebze/meyve yetiştirilmesi için toprağa uygun bir yapı kazandırıyor.

O zaman aslında doğada bir denge var ve biz bu dengeyi bozduğumuz için inek doğamız için en zararlı hayvandiye manşetlere çıkıyor.

Hayvanlar oltayarak yetiştirilse, onların gübreleri toprağa atılsa, o toprakta yetiştirilen otla hayvanlar beslense, bir kısmı da sebze ve meyve üretimi için kullanılsa..Toprak her bir canlıdan aldığı mikroorganizmalarla kendini yenilese ve denge bozulmasa. Cevap bu olabilir mi?

Daha az hayvansal ürün tüketmek bir çözüm ancak insanların şu elinden gelen tek şey daha az et tüketmek ya da hiç tüketmemek değil bence.. Daha da önemlisi, eğer sürdürülebilir bir yaşamı ve gerçekten doğal dengeyi düşünüyorsak, yerel tohum kullanan (bunun ne kadar önemli olduğunu kısa sürede yazacağım), permakültür felsefesiyle çalışan çiftlikleri, doğal yaşam için, toprak için çalışan çiftçileri ve ürünlerini desteklemeliyiz.. Et ve süt ürünü tüketeceksek de hayvanlarını otlatan, yem ile bozmayan, mutlu inek çiftliklerinden besinlerimizi temin etmeliyiz.

Yani “vegan tavuk” tüketip (hem vegan hem hayvan isimleri yanyana, evet, ilginç değil mi !?) , içinde hangi koşullarda yetiştirildiği belli olmayan içeriklerle beslenmek sağlıklı beslenmek ya da doğayı korumak olmuyor bence.

Daha bitmedi, inek eti yemeği azaltmak/kesmek pekala metan gazı oluşumunu azaltsa da araba kullanımındansa toplu taşıma kullanmak da azaltır.. 🙂 yani yapılabilecekler aslında dengeyi bulmakta! Herşeyi tüketmekten, doğal olmayandan azar azar vazgeçebilmekte..Denge.

Aşağıda Buğday derneğinin hazırladığı çok güzel bir pano var. Bi okuyun, hatta buzdolabınıza asın derim.

Sözün özü, sağlıklı besleniyoruz diye “bir dengesizliği başka dengesizliklerle kapatıyor muyuz” bunu sorgulamalıyız. Neye inanıyor, ne oluyorda bir beslenme trendini takip ediyoruz, neye hizmet ediyor bu yaptıklarımız sorularını sorarak başlayabiliriz. Yoksa sadece bize empoze edilen trendlere uyup, büyük resmi kaçırırız… Dünya da inekler de kurtulmaz. -izm’ler tükenir ama insanlık kurtulmaz.