Kategoriler
Genel

Ekolojik üretim yapan çiftliklere nasıl ve nereden ulaşacağım?

Üretici, tarımsal kalkınma kooperatifleri, tüketici kooperatifleri ve gıda toplulukları listesi

Yerli tohum, zehirsiz üretim yapan
çiftçilerimizi desteklemezsek
ana damarımız olan
gıda egemenliğimizi kaybederiz.

Bu yazıyı okumadan önce Neden ekolojik üretim yapan çiftliklerden alışveriş yapmalıyım? yazısını okumanızı öneririm.  Çiftçilerin çoğu neden konvansiyonel tarımı bırakamıyor, organik diye bir şey var mı ve neden ekolojik ürünler daha pahalı sorularınıza cevap bulabilirsiniz.

İlk yazıyı okuduysanız, gelelim ‘Nasıl’ ve ‘Nereden’ sorusunun cevaplarına. Aşağıda üreticilerden kooperatif ve gıda topluluklarına uzanan bir liste var. Size ilk tavsiyem şehrinizdeki bir gıda topluluğuna ve tüketici kooperatifine üye olmanız. Üreticilerin de haftalık ürün listelerine kayıt olmanız ve ihtiyaçlarınız, deneyimlerinize göre tercihlerinizi yapmanız. Kalkınma kooperatiflere de online/telefonla ulaşabilirsiniz.

Bu listede bir gün bizim çiftliğin ürün listesini paylaşmak da en büyük dileğim 😊

Uyarı-1: Aşağıdaki liste bir reçete değil, ya da benim bir ücret karşılığı hazırladığım bir liste değil, sadece bir kolaylaştırıcı. Tabii ki, ekolojik üretim yapan çiftlikler sadece bunlar demiyorum! Siz de bu listelerden ilham alarak kendi bağlantılarınızı kurabilir, listenizi kişisel beklenti ve isteklerinize göre genişletebilir ya da daraltabilirsiniz. Bu isimler sadece benim alışveriş yaptıklarım değil, dostlarımın da alışveriş yaptığı isimlerden esinlenerek hazırlandı. Deneyimlerinizi paylaşırsanız, listeyi seve seve güncellemek isterim.

Uyarı-2: Üreticileri incelemeden önce ‘hangi mevsimde hangi meyve-sebze yenir‘ sorusunun cevabını bilmekte fayda var. Bunun için Buğday Derneği’nin hazırladığı listeye buradan bakabilirsiniz. Ayrıca, Canan Karatay’ın “Karatay Mutfağı” kitabının İkinci Bölüm, Sayfa 85-94 arasındaki bilgilerden derleyerek “Hangi Mevsimde Ne Yenir” tablosu hazırlayan şu linke bakabilirsiniz: http://woto.com/mevsiminde-besinler .

O zaman buyurun listeye (Alfabetik sıralama, kooperatifler ayrıca aşağıda belirtilmiştir);

  • Aysun the Sütçü: Bana gönüllü çiftçiliği yaşatan ilk çiftliktir, Aysun Hanım’ın kırlarında özgürce koşan kızları favorim. Bütüncül yönetim ve çiğ sütün bence en güzel örneği. Sipariş ve bilgi için thesutcu@gundonumu.biz.tr adresine mail atabilirsiniz. Instagram adresi için tıklayın.
  • Ceco’nun Fırını: Cihangir Amca doğallığı ve paylaşımlarıyla insana enerji veriyor. Greçka, kızıltan, Sarı başak, Akçalıbasan ve karakılçık unları için güzel bir adres.  Ayrıca ekşi mayalı tam buğday ekmeğini de tavsiye ederim.Hesabını buradan takip edebilirsiniz.
  • Dağ_bahçe: İzmir’deki bir dağ köyünde, organik sertikalı tarım uygulamaları ile üretim yapıyorlar. Ürünlerine İzmir Bostanlı Organik Pazarı’ndan ulaşabilirsiniz, instagram hesabından takip edebilirsiniz. Ayrıca haftalık paketler hazırlıyor ve teslim noktalarında tüketiciye ulaştırıyorlar. Ürünlerin hasarsız ulaşması ve üretici-tüketici ilişkisini korumak için kargo ile gönderim yapmayı tercih etmediklerini belirtmişlerdi. Detaylı bilgi için hesabı takip edebilirsiniz.
  • Ebru’s House: Ebru hanım, özellikle benim zeytin yetiştiriciliğinde karşılaştığım problemlerde yol gösterici mesajlarıyla bana çok yardımcı oldu. Ekotar kontrol sertifikalı üretim yapan Mersin’deki çiftliğin ürün listesi için instagram hesabı ve web sitesi linkte.
  • Good4Trust: Doğaya dost üreticileri bir araya getiren bir platform. Çarşısında, gıdadan temizlik ürünlerine dilediğiniz ürünü rahatlıkla bulabilir, üreticisini inceleyebilirsiniz. Benim çevremdeki insanların sıklıkla alışveriş yaptığı Farge Organik’e bu site üzerinden ulaşıyorlar.
  • Hayat Bağı Çiftliği: Seferihisar’da bir çiftlik.Daha önce kendilerinden 1 kasa mandalina ve bal kabağı almıştım, olduk.ça memnun kalmıştım. Instagram adreslerinden kendilerine ve mevcut ürün listesine ulaşabilirsiniz.
  • Karahanoğlu Çiftliği: Instagram’dan takip ettiğim bu çiftlik, Seferihisar’da yerel tohumla ve ilaçsız tarım yapan 24 çiftçiyi bir araya getiriyormuş. Haftalık paketlerini kargo ile gönderiyorlar. İnternet sitesi: https://www.karahanogluciftligi.com/
  • Kızıl Tilki: Küçükkuyu’dan sevgili Ayten & Yücel’in katkısız ve doğal ürünlerinin listesine ulaşmak için instagram hesabını takip edebilirsiniz. Ayrıca Cuma günleri Küçükkuyu pazarında oluyorlar.
  • Nebyan Doğal: Kırmızı et tüketimi için bildiğim iki adresten biri burası. Yakın bir geçmişde kırmızı et tüketimini bıraktım ancak, kemik suyu, ilik suyu gibi ürünler için arkadaşlarımın tercih ettiği bir hesap.
  • SAKÜDA (Sakarya Küçük Üretici Dayanışma Ağı) üreticileri: Koray’s Farm’dan Zobran Obası’na; Eppek’den Jade Çiftliği’ne bir çok üreticiye ağa katılarak ulaşabilir, kargo ya da İstanbul’daki dağıtım noktalarından ürünlerinizi alabilirsiniz. Her Pazar günü gelen ortak ürün listesine dahil olmak için: jade@jadeciftligi.com ’a listeye girmek istediğinizi belirten bir mail göndermeniz yeterli.
  • Sevinç abla’nın Çiftlik: Sevinç ablayı tanımak isterseniz, blogda yazdığım yazıyı okuyabilirsiniz. Sevinç abla’nın güneşte kurutulmuş salçası, elma sirkesi, bulguru (sarı buğday ve karakılçıktan), balı, zeytinyağı ve pekmezi benim en sevdiklerim. Sipariş için Sevinç Abla’nın Facebook’taki sitesinde yer alan telefon numarasından onunla iletişime geçebilirsiniz. Sevinç Abla’nın Çiftlik
  • Zeytinli Eko Ortak Yaşam Topluluğu: Bizim köyün insanları diyorum 😊 Instagramdan takip edebilir, ürün listelerini isteyebilirsiniz, Bayramiç tahini için en doğru adres.
  • %100 Ekolojik Pazarlar: Buğday derneğinin rutin zirai ilaç kalıntı analizleri kontrollerinde kurulan bu pazarları ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Şişli, Kartal, Beylikdüzü, Bakırköy, İzmit ve Kayseri’de bulunan bu pazarlardaki Üretici listesi internet sitelerinde var: http://ekolojikpazarlar.org/
    İstanbul Feriköy’de her Cumartesi kuruluyor. Hafta sonu market zincirlerine gitmektense buraya uğrayabilirsiniz. Benim bir arkadaşımın pazarda en çok alışveriş yapmayı sevdiği kişi Ercüment bey’miş. Instagram hesabı @e_ve_e_bahce

Tarımsal Kalkınma Kooperatifleri:

Yüksek lisans tezim kapsamında kooperatifleri de gezip, başkanları ve üreticileriyle sohbet ediyorum. Bana ilham olan ve Türkiye’nin ihtiyacı olan kooperatifçiliği yaygınlaşmasında öncü olacak isimler aşağıda (gezilerimi henüz tamamlamadım). Kooperatifler, küçük çiftçinin korunması, kırsal kalkınma, yoksulluğun önlenmesi ve gıda egemenliği için en önemli yapılardır.

  • Tire Süt Kooperatifi: Sütten, yoğurda, sucuktan çöp şiş ete Online alışveriş yapabileceğiniz Tire Süt kooperatifinden ziyaret notlarımı da burada yazmak isterim: Dünya’nın En İyi Kırsal Kalkınma Modeli seçilen (2013) kooperatifi olması cidden tesadüf değil. Kooperatif yönetiminin hesap verilebilirliğin yüksek olması, sistemi olması, üreticiyle kurduğu birebir iletişim ve kaliteli ürün için sağladığı imkanlarla bugün sadece kooperatif değil, birçok işletme için de örnek bir model. 2000’i aşan üyesiyle bir aile ve bir güven ortamı yaratıldığı konuştuğum üretici ortaklarınca da hissediliyor.
  • Gödence Tarımsal Kalkınma Kooperatifi: Kooperatifin bugün zeytinyağından kurutulmuş domatese, tarhanadan incir tatlısına 10’a yakın ürünü direk tüketiciye ulaştırıyor, üniversiteler ile işbirliği yapıyor. Zeytinyağları cidden çok başarılı. Ürünleri internetten inceleyebilir, telefonla sipariş edebilirsiniz. “Emeğin çalındığı yerde, kalkınma ve gelişme, toplumsal huzur ve de sevgi ortamı olmaz.” Kendi köyünün kooperatifleşmesine katkı sağlayan ve 1993 yılından beri Gödence tarımsal kalkınma kooperatifinin başkanlığını yürüten Çağatay Özkan Kokulu’ya ait bu satırlar. Tarımsal üretim, üretici sorunları ve örgütlenmesi konularında aktif olarak sahada yer alan biri.
  • Alandız Tarımsal Kalkınma Kooperatifi: Glikoz şurubu ve ilaç kullanmadan üretilen Kooperatifin kestane şekerini kime tatdırsam çok beğendi. İkram edilecek çok başarılı bir tatlı. İnstagram adresleri üzerinden sipariş verebilirsiniz. Kooperatifin hikayesi daha da güzel. Kooperatif köylüyü ilaçsız tarıma teşvik ediyor, eğitiyor; köye fabrika kuruyor ve fabrikada 5 köylü kadına iş imkanı sunuyor. Önceden köyde üretilen kestaneleri, bilindik markalara gönderen köy, 2019’da faaliyete başlayan fabrikası ile kendi kestane şekeri markasını yaratmış.
  • Foça Tarımsal Kalkınma Kooperatifi: 2017’de kurulan ve bu sene aktif olarak çalışmaya başlayan bir kooperatif. Bu yaz ziyaretimde, Foça’daki bir çok insanla birlikte nar ekşisi yapıyorlardı. Salçaları da kavanozlara doldurmuşlardı. İstiridye mantarı üretiminde bir marka olmak için birlikte eğitim alıyorlar. İnstagram adresinden kooperatifi takip edebilir, ürünleri hakkında bilgi alabilirsiniz.

Tüketici Kooperatifleri ve Gıda Toplulukları:

Yukarıdaki üretici kooperatiflerine ek olarak Devrek Güneşi, Ovacık, Hopa Çay gibi tarımsal kalkınma kooperatiflerinin ürünlerine tüketici kooperatifleri ve gıda toplulukları üzerinden de ulaşabilirsiniz.

İstanbul’daki tüketici kooperatifleri (Başka şehirleri bilmiyorum maalesef, en azından şimdilik):

Kadıköy Kooperatifi: Dükkanlarından birden çok ürüne ulaşabilirsiniz. İnstagram hesabında de ürünlere ve çalışma saatlerine dair detaylı bilgi var. Kendilerini şöyle açıklıyorlar: “İstanbul’da yaşayan ve doğal ürünlere aracısız ulaşmayı hedef alan tüketicilerin/türeticilerin oluşturduğu kooperatifiz.”

BuKoop: Avrupa yakasında oturanlar için BuKoop (Boğaziçi Mensupları Tüketim Kooperatifi) dükkan da bir diğer alternatif. Ürünler ve detaylı bilgi: https://bukoop.org

Beşiktaş Semt sakinlerinin kooperatif girişimi:  Aylık dağıtım paketlerinden alabilirsiniz. Instagram adreslerine buradan ulaşabilirsiniz.

Salkım Kooperatifi: Instagram’da açılış haberini gördüm, Kozyatağı’nda oturanlar ziyaret edebilir.

Yerdeniz Kooperatifi: Kadıköy sakinleri için bir başka tüketici kooperatif dükkanı. Sloganlarını pek sevdim ‘Yaşamı örgütlemek amacıyla mütevazı bir adım atan, dayanışmacı bir topluluk….’

Gıda Toplulukları
Şehrinizdeki gıda topluluklarına üye olarak da adil, doğa dostu gıdalara aracısız ulaşabilirsiniz. Gıda topluluğu nedir, benim şehrimde neler var sorularına cevap için tıklayınız: http://gidatopluluklari.org/?page_id=103

Örneğin İzmir’de ‘Bitot’, Bursa’da ‘Bursa gıda topluluğu’ ve Antalya’da ‘Antalya Gıda topluluğu’ var. Sizin şehrinizde de olabilir.

Kategoriler
Genel

İnsanlığın şifa ve aydınlatma kaynağı Zeytin hakkında bildiklerinize yenilerini ekleyelim

3 şey: Tahıl, Şarap ve Zeytin..

Antik Yunan’da mutfağın olmazsa olmazlarıymış. “Tahıl, tanrıça Demeter’in; Şarap, tanrı Dionysos’un ve zeytin, tanrıça Athena’nın insanlara armağanıydı” (Freedman, 2008: 73; aktaran Kaplan & Arıhan, 2011)

Tezim için makaleler arasında sörf yaparken, karşıma çıkan “Antik çağdan günümüze şifa kaynağı: Zeytin ve zeytinyağının halk tıbbında kullanımı” makaledeki bilgiler o kadar hoşuma gitti ki, sayfamda paylaşmadan edemedim.

M.Ö 4000’lerle ehlileştirilen zeytin ağacı, bundan 1500-2000 yıl sonra Fenikelilerin ticareti ile önce Mısır, Kıbrıs, Girit ve sonra Anadolu yoluyla Yunanistan’da yaygınlaşmış (Kaplan & Arıhan, 2011).

Zeytini, sık sık Antik Yunan ile eşleştirsek de, Mısır ve Hititlerden kalma kalıntı ve yazılarda da bu ölmez ağaca ve altın sıvıya değinilmekteymiş. Bir Hitit metnindeki şu yazıya bakın: “Nasıl zeytinin kalbinde yağ bulunuyorsa, Ana tanrıçanın da Hatti ülkesinin kralını, kraliçesini prenslerini ve Hatti ülkesinin insanlarını kalbinde ve ruhunda arkadaşça bulundurmasını dilemektedir” (Guterbock H, 1968: 66-67; aktaran Kaplan & Arıhan, 2011).

Zeytin ve yağı sadece bir gıda değil, aynı zamanda bir aydınlatma aracı, cildi güzelleştici, yaraları iyileştirici ve ilaç.

Athena’nın savaşa giden Herkül’e de güçlenmesi için sunduğu zeytinyağa ilişkin görsel en sevdiğim:

İşte Kaplan & Arıhan’nın (2011) paylaştığı makaleden birkaç başlık:

⁃ Güneş Tanrısı Ra için III. Ramses’in yaptırdığı tapınakta aydınlatma olarak zeytinyağ kullanılıyormuş. “Senin şehrin Heliopolis’i zeytin ağaçlarıyla süsledim. O zeytin ağaçları ki, meyvelerinden halis zeytinyağı elde edilir. Bu zeytinyağı, senin tapınağını aydınlatan kandilleri besleyen yağdır.” (Kaynak: http://apelasyon.com/Yazi/97-olumsuz-agac-zeytin-kutsal-toren-derleme)

⁃ Antik Yunan’da her evde kandillerde ve dinsel törenlerde kullanıldığı için günde yılda 90-110 lt yağ sadece yakıt için kullanılmaktaymış.

⁃ Yakıt için kullanılan zeytinyağ ise hastalıklı zeytinlerden elde edilirmiş.

⁃ Athena’nın doğum günü şerefine 4 yılda bir yapılan yarışmalarda kazananlara içinde zeytinyağ bulunan amforalar verilirmiş

⁃ Olimpiyatlarda Zeus tapınağının yanındaki yabani zeytin ağacından yapılan taçlar kazanan oyunculara takılırmış

⁃ Roma’lı Plinius’un aktardığında göre Vücudun içi için “şarap”, dışı için ise “zeytinyağ” gerekliymiş.

⁃ Yaraları önlemek için, uzun yola çıkanlar ayaklarına zeytinyağı sürerlermiş.

⁃ Varlıklı kesim hamam sonrası vücutları yumuşak olsun diye zeytinyağı sürerlermiş. Sporcular da kasları yumuşasın diye sürerlermiş.

Makale’de zeytinyağının halk tıbbında nasıl kullanıldığını da detaylı yazmış, mutlaka bir göz atmanızı tavsiye ederim.

http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/26/1748/18573.pdf

Antik Çağın siyaset adamı Solon, dünyanın ilk zeytin ağacı koruma yasasını çıkarmış :“Yasa kapsamında her zeytinlikte yılda ikiden fazla ağaç kesilmesine izin verilmezdi” (Kaplan & Arıhan, 2011).

Zeytin ile ilgli en bilindik efsaneyi de yazmadan geçmeyeyim. Hikaye odur ki, Atina kentinin Athena isminin verilmesinin sebebi Poseidon ile Athena arasında geçen bir yarışmanın sonucu. Zeus, Kekrops’un kurduğu şehre kimin adının verileceğine karar verilmesi için bir yarışma yapar: Kim şehre ve insanlığa daha faydalı bir şey armağan ederse onun adı verilecektir. “Poseidon üç dişli yaba ile deniz kenarındaki kayaya hızla vurur, azgın bir at çıkar ve kişneyerek kaçar. Sıra Athena’ya gelince o elindeki mızrağını yavaşça yere dokundurur ve dalları meyvelerle dolu gümüş renkli zeytin ağacı çıkar”. (Kaplan & Arıhan, 2011). Zeus, zeytin ağacından çok etkilenir ve şehre Athena’nın ismini verir.

Credit: Houasse, René-Antoine (1696)

Hikayenin devamı da “zeytin dalı uzatmak” deyimine ışık tutuyor. Poseidon bu işe çok sinirlenir, Athena’da onu yatıştırmak için, zeytinden bir dal kopararak ona verir. Böyle olunca Poseidon sakinleşir…

Ah mitoloji, canım mitoloji 🙂

O zaman Antik Yunan’dan bir zeytin mezesi tarifi gelsin mi 🙂

Cato’nun “Tarım üzerine” kitabından: “Yeşil, siyah ya da karışık zeytin mezesi nasıl yapılır. Yeşil, siyah ya da karışık zeytinlerin çekirdeklerini çıkarın, sonra da aşağıdaki gibi hazırlayın: zeytinleri doğrayıp, yağ, sirke, kişniş, kimyon, rezene, sedef otu, nane ekleyin kavanoza koyun: yağ hepsini kaplamalı. Kullanıma hazırdır ” (Dalby & Grainger, 2001 :30; aktaran Kaplan & Arıhan, 2011).

Ölçüler için linkteki kaynaktan şu tarifi aldım ve denedikten sonra kendi tarifimi de eklerim:

https://nasossong.wordpress.com/2014/11/01/classics-kitchen-catos-olive-relish/

Antik çağ Zeytin mezesi

60 gr yeşil zeytin,

60 gr siyah zeyin (ya da 120 gr tek zeytin çeşidi)

30ml üzüm sirkesi

30ml zeytinyağ

Yarım çay kaşığı rezene

1 çay kaşığı kişniş

1 çay kaşığı nane

(Orjinal tarifte kimyon ve sedef otu da var, bunlar da eklenebilir arzuya göre)

Zeytinlerin çekirdeğini çıkartıp doğradıktan sonra, nane-rezene ve kişniş ile karıştırıyoruz. Sonra sirke ve yağ ekliyoruz. Tadların karışımı için 1 gün bekletebilir ya da ekmek ile servis ederek hemen tüketebilirsiniz.

Yazıyı, yaşlı bilge zeytin ağacının Homeros’un kulağına fısıldadığı şu söylerle bitirelim:

“Herkese aidim ve kimseye ait değilim,

siz gelmeden öncede buradaydım,

siz gittikten sonrada burada olacağım.”

Not: Yazının başındaki görsel Gödence Tarımsal Kalkınma Kooperatifi’nin zeytinyağı fabrikasındaki girişten. Eski zamanlarda zeytinyağ yapımı ise aşağıdaki posterde çok güzel anlatılıyor. Bu posteri Bayramiç’deki bir değirmencinin ofisinde asılı görmüştüm. İşletmeci bir evin atılan çöplüğünde bulmuş bu posteri. Tüm süreci anlatıyor: Önce zeytinler eziliyor, eski zamanlarda onun için hayvan gücü kullanılıyordu.. sonra çuvallara doldurulup sıkılıyor. Sıkılırken sıcak su döküyorlar (sağ üstte). (Soğuk sıkım dedikleri o suyun 25 dereceye kadar olması) Sonra sağ altta da zeytinyağını sudan çok ince bir saç tas ile ayırıyorlar…

Kaynaklar:

Dalby, Andrew & Grainger Sally. 2001 Antik Çağda Yemek Kültürü Çev. Betül Avunç İstanbul: Homer Kitapevi.

Freedman, Paul. 2008. Yemek Damak Tadının Tarihi. Çev. Nurettin Elhüseyni. İstanbul: Oğlak Güzel Kitaplar.

Güterbock, Hans G. 1968. “Oil Plants in Hittite Anatolia” Journal of the American Oriental Society, Vol. 88, No. 1 (Jan. – Mar., 1968), pp. 66-71.

Kaplan, Melike & Arıhan, Seda. 2011. “Antik çağdan günümüze şifa kaynağı: Zeytin ve zeytinyağının halk tıbbında kullanımı” VIII.Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi, İzmir

Kategoriler
Gönüllü çiftçi

Zeytin ağacı ve hastalıklarla mücadelede deneyimlerim

“Fakir Toprakların zengin ağacı” derlermiş zeytin ağacı için… Sadece bir meyve ağacı değil, bir kültür ağacıdır zeytin. Antik çağdan günümüze kutsallığını koruyan zeytin ağacı uzun ömrüne rağmen, gelişimde hassas noktaları olan bir ağaç olduğunu yetiştirince görmeye başladım… Zeytin zararları, çiçeklerin dökülmesi, hastalıkları derken kendimi sürekli makale okurken buluyorum..Ve tabii ki iklim değişikliği sebebiyle karşılaştığımız zorlukları farkederken…

İklim değişiklikliğinin hayatımız için ne denli önemli olduğunu çiftçiler, -malesef-  yaşayarak idrak etmeye başlıyorlar. Henüz çömez olan ben de bunu, bu sene gördüm. Zeytin yetiştiriciliği ile ilgili makalelerin ilkinde yazan cümle şu: “zeytin yetiştiriciliğini sınırlandıran en önemli faktör iklimdir” (Ayaz ve Varol, 2015)

Zeytin ağacı için kritik sıcaklar (40 derece ve üstü) dişicik tepesinin kurumasına, dolayısıyla tozlaşma ve meyve oluşumuna engel olurken, fırtına ve aşırı yağışlar da çiçek ve meyve dökümüne sebep oluyor (Ayaz ve Varol, 2015) Bu sene biz, yağışlı geçen ilkbahar ve yaz ayları sebebiyle çiçeklerin dökülmesiyle karşılaştık. Zararlılara ve hastalıklara karşı da kimyasal mücadele yerine organik ve biyolojik mücadelede bulunduk.

Peki, bu yıl neler yaşadık, nasıl mücadele ettik? (Ya da etmeye çalıştık)

Şubat ayı sonu:

Yıla sert geçen kış ile başladık. Zeytin ağacı ancak -7dereceye kadar düşük sıcaklıklara tahammül edebiliyormuş (Mete ve ark., 2016). (çeşidine, toprağın yapısına ve nemine göre değişmekle birlikte). Zeytin ağacında soğuktan meydana gelebilecek zararlar; yaprak dökümü, ince dal kurumaları, yeni yaprak sürgünlerinin kahverengiye dönmesi, kabuklarda çatlamalar ve kurumalar şeklinde görülüyormuş (Ayaz ve Varol, 2015; Mete ve ark., 2016). Bizim arazide kimi 50 kimi 150 yaşında ağaçlarımız var ve uzun süre bakımsız kalmışlar (araziyi biz geçen sene aldık) Bunu da ince dallardaki kurumalar ve yaprak dökülmelerinden farketmiştik. Buna karşı iki şey yaptık: (1) gençleştirme budaması yaptık ve budanan yerlerin soğuktan ve yağışlardan zarar görmemesi için Sutut uygulaması yaptık (aşı macunu sürenler de var). Ardından, yine soğuğa karşı koruması için “Bordo Bulamacı” yaptık. Bu arada makalede, bu dönemde, azotlu gübreleme de soğuktan koruma da alınabilecek diğer önlemler arasında belirtilmiş (Ayaz ve Varol, 2015).

Mart ayı sonu:

Zeytin ağaçlarına solucan gübresi verdik. Zeytin ağaçlarının dallarının uzandığı yere kadar saçak köklerinin gittiği varsayımıyla, dalların uzandığı yerlerden itibaren bir daire çizerek, yaklaşık 10cm’lik bir çukur açıp, gübreyi oraya dköüp sonra çapayla toprağa karıştırdık. Sonrasında yapan yağışlarla birlikte, gübrenin köklere inip onu beslemesini sağladık.

Nisan sonu:

Toprağı azot bakımından zenginleştirmek için (yeşil gübreleme) ektiğimiz baklaları toprağa geri gömdük (yalnız bunun için biraz geç kaldık sanırım, baklaları çiçeklenme döneminde gömmemiz gerekiyormuş, biz toprağa gömdüğümüzde üstünde baklalar vardı) Azot, zeytin ağacının kök gelişim, çiçeklenme ve meyve oluşumunda etkili. (Yukarıda yazdığım gibi azotlu gübrelemeyi belki Mart ayında yapmak daha sağlıklı olacaktı)

Mayıs ayı :

İlkbaharla birlikte yeni sürgünlerin çıkıp, ağaçların yeşil yeşil dalgalandığını farkettik. Çiçek tomurcukları oluşmaya başlamıştı. Ancak bir de baktık ki üzerinde pamukçuk var. (Fotoğrafı aşağıda) Baharın çok nemli geçtiği zamanlarda bu pamukçuk olayı oluyormuş.

Zeytinde Pamukku bit

Buna karşın köydekiler ilaç attılar ancak biz atmadık. Sonraki günlerde yağan yağmur sonrasında pamukçukların temizlenmiş olduğunu gördük..Herhalde yağmur, ağacı pamukçuk bitinden temizledi 🙂 (Güncelleme: Pamuklu bite karşı Kaolin kili ile Güllece bulamacı karışımı vermeyi deneyeceğiz 2020’de. Güllece bulamacı pamuklı bitte etkiliymiş)

Haziran ayı:

Bir türlü bitmeyen yağışlar sadece pamukçuk bitini temizlemedi malesef, açan çiçekleri de döktü. Çiçek açımına kadar yağan yağmurlar zeytinin verimi için çok değerli, ancak o çiçekler açıp-meyve tutumuna kadar geçen süredeki yağışlar zarar verebiliyor. Yağışlar sadece çiçeklerin dökülmesine değil, toprağın PH dengesini düşürmesine ve azotlu gübrenin yıkanmasına da sebep oluyormuş (Ayaz ve Varol, 2015). Bu dönemde bu sene meyve olmasa bile, seneye daha güçlü olması ve hastalıklardan korumak için “Güllece Bulamacı” uyguladık. Yaz döneminde olduğumuz için %1 oranında kullandık ve akşam 17’den sonra yapraklara sıktık.

Temmuz ayı:

Geçen yıl zeytin sineği sebebiyle, yağın kalitesi ve zeytin ağacının verimi yüksek olmamıştı. Araziyi yeni almıştık ve hiç birşey bilmiyorduk. Bu seneki okumalarım neticesinde, zeytin sineğine karşı biyolojik önlem olan “Olipe” tuzağını hazırladık. Hazırlaması çok basit ve daha önce Çanakkale civarında denenmiş olmasına rağmen çoğu köylü bilmiyor. Bunun için pet şişelere ve DAP gübresine ihtiyacınız var (DAP gübresi 50kg’lık çuvallarda satılıyor o yüzden fidancılardan falan 2 kg gibi almak daha mantıklı. Ben böyle bir tuzak hazırlayacağımdan bahsettiğimde, bana gülüp onlar işe yaramaz diyen insanları da buradan analım )

Öncelikle 0.5-1 veya 1.5 litrelik pet şişelerin üst yarı çapına 5mm’lik 5-6 tane delik açıyorsunuz. Bunun için ısıtılmış çiviler iş görüyor. Sonra 10 litre suya 300-500 gr DAP gübresi konuyor. Ve bu karışım, şişenin yarıdan fazla kısmını dolduracak şekilde dökülüyor ve ağaçlara asılıyor. Temmuz başında astığım şişelerde 1 hafta sonra sinekleri görmeye başladık. Benim gördüğüm kadarıyla bunlar zeytin sineği. Ayrıca bazı şişelerin içinde, gördüğüm kadarıyla zeytin fidan tırtılı (beyaz kelebek gibi olan) vardı. 

olipe 1- içeriye düşen zeytin sineğiOlipe 2 -içeriye düşen zeytin fidan tırtılı

Bunun işe yaradığını görmek her ne kadar beni mutlu etse de, Meyvelitepe blogundaki yazılardan anladığım kadarıyla bu yeterli bir uygulama olmayacak. Zeytin sineğine karşı Kaolin uygulamasının en etkili çözüm olduğunu (hatta sadece zeytinde değil, tüm meyve ağaçlarını zararlılardan korumak için) belirtiyorlar. Ben de ilerleyen haftalarda deneyeceğim. Yazının tamamı aşağıdaki kaynakçadaki linkte.

İşin özü, “yolumuz uzun, heyecanımız yüksek” 🙂 Öğrenecek çok şey var ve değişen iklimler, bozulan hava ve kullanılan kimyasallar sebebiyle kirlenen su ve toprak üretimi her zamankinden daha zora sokuyor.

Bu sene bazı ağaçlarımızın üzerinde tek tük zeytin var. Soframıza koyacağımız kadar zeytin çıkarsa (toplamda 50 ağacımız var) ne ala. Bu hafta için (10 Temmuz haftası) şiddetli yağış gösteriyor, umarım varolan zeytinleri de dökmez 😦 Bir sonraki aydaki gelişmelerin, “Payidar” ismini verdiğimiz zeytin ağaçlarımız için güzel olması dileğiyle.

Güncelleme: 22 Aralık 2019

Temmuz ayından sonraki gelişmeler maalesef iç açıcı olmadı.

Eylül: Ağustos ayı içinde, yeni dikilen zeytinlerimizin yeni sürgünlerinin yenildiğini fark ettik. Bunu önce köydeki sorduğumda, evet o yeni sürgünlerde olur, gelişimini engeller, müdahale için biraz geç kalmışsınız, zaten kışa giriyoruz şimdi, soğuklara girerken gelişiminin yavaş olmasında sıkıntı yok dediler.IMG_0894

Zeytin dostu derneğinden bir üreticiye konuyu sorduğumda o bana zeytin yapraklarını yiyenin “zeytin uç tırtılı” olduğunu ve bunun kabuklu zararlı ile başa çıkabilmek için organik sıvı solucan gübresini su ile karıştırarak ağaçları yıkamam gerektiğini söyledi. Yeni dikilen ağaçlar olduğu için 16 litreye 3 çay bardağı olacak şekilde uygulama yaptık. Daha sonraki okumalarımda Meyvelitepe blogunda buna zararlıya karşı organik ilaç Delfin’i kullandıklarını, hatta bunu Kaolin kili ile birlikte kullandıklarını belirtmiş. Yaptığımız uygulama kısa süreli etkili oldu ama ya geç başladığımız ya da uygulamayı tek seferde yapmış olduğumuzdan dolayı pek başarılı olduğumuz söylenemez. Seneye kaolin kili ile birlikte Delfin uygulaması yapacağız gibi görünüyor.

Ekim: Ekim sonunda olan zeytinleri toplayıp, en azından sofralık zeytinimizi çıkarma hevesindeydik. Maleesef 1 kasa zeytini ancak toplayabildik. Topladığımız zeytinlerin hemen hemen hepsinin içinde kurt – yani zeytin sineği- vardı. Yaptığımız tuzaklar bize zeytin sineği popülasyonunu gösterdi ancak önlemede yeterli olmadığını gösterdi. Bu önemli zararlı için Kaolin kili uygulaması en başarılı sonuç gibi gözüküyor.

Kasım: Kışa hazırlık kapsamında ağaçların taç yapraklarının çevresine, halka oluşturacak şekilde koyun gübresi serptik. Ancak onları toprağa karıştırmak için bir hayli beklemek gerekti, çünkü Kasım ayı çok kurak geçti. Toprak kupkuru iken çapa yapmak çok zorlaştı.

Aralık: Aralık ayının başında nihayet beklenen yağmurlar yağdı. Ancak yağmurlar toprağın pek fazla derinine işlemese de gübreleri toprağa karıştırabildik.

IMG_1716Aralık ortasında ise zeytin üreticilerinin tavsiyesi olarak, yaşlı zeytin ağaçlarımızın gövdesine güllece bulamacı tortusunu su ile karıştırarak sürdük. Güllece bulamacı mantari hastalıkları önlemede kullanılan bir kireç + kükürt karışımı. Zeytin ağaçlarının gövdesinde çatlak ve yarıklar vardı. Kış süresince burada oluşabilecek hastalıklara karşı önlem almış olduk. Genç zeytin fidelerine bu uygulamayı yapmadık.

Ayrıca yapraktan da %2’lik güllece bulamacı verdik. Bunu tüm zeytin hatta meyve ağaçlarına uyguladık. 

 

IMG_1723Civardaki bazı zeytin üreticilerinin bordo bulamacı attığını gördük, ancak bizim zeytin ağaçlarında dal kanseri ve halkalı leke hastalığı olmadığı; toprakta da bakır fazlası olduğu için bordo bulamacı uygulaması yapmadık.  Şubat-Mart ayında budama’dan sonra (bu sene sert budama ile yaşlı ağaçlarda gençleştirme yapmıştık. 2020’de ise  yapmayacağız ama şekil budaması yapacağız.) sistemik bakır atmayı düşünüyoruz.  Bordo bulamacından sonra’da uç tırtılları ve zeytin sineği için Kaolin + Delfin uygulaması yapacağız. Uygulama oranlarına henüz hakim değilim, okudukça ve deneyimledikçe burada paylaşacağım. Kaolin kili sadece zeytinlerde değil, meyveler de uygulanan doğal bir koruma. Meyvelitepe blogunda çok detaylı yazmış, aşağıda link mevcut.

2020 senesinde Payidar zeytinlerimize sağlıkla ve mutlulukla kavuşmak dileğiyle.

Kaynak ve notlar:

  1. Zeytin ağacı’nın toleransıyla ilgili olarak; Zeytin Bilimi dergisinde çıkan Nurengin Mete ve ark.’nın makalesine göre, zeytin soğuk havalara karşı tolerası genetik özelliklere göre farklılık gösterebiliyor. Yapılan çalışmada, “Memeli”, “Otur” ve “Gemlik” zeytin çeşitlerinin kışın oluşabilecek sert koşullara karşı daha dayanıklı olabileceğini sonucu bulunmuş. “Uslu” ve “Samanlı” çeşitlerinin de orta dereceli dayanıklı olduğu belirtilmiş. İlgili makale: https://dergipark.org.tr/download/article-file/298727
  2. Meltem Ayaz ve Nurhan Varol’un “İklim Parametrelerindeki Değişimlerin (Sıcaklık, Yağış, Kar, Nispi Nem, Sis, Dolu ve Rüzgar) Zeytin Yetiştiriciliği Üzerine Etkileri” makalesi için;  https://dergipark.org.tr/download/article-file/298722
  3. Olipe hazırlanışı için kaynak: http://www.tariszeytinyagi.com/www.tariszeytinyagi.com/assets/pdf/zeytinsinegi.pdf
  4. Kaolin Kili nedir ve uygulaması için kaynak:

https://blog.meyvelitepe.org/2011/05/19/kaolin-kili

https://blog.meyvelitepe.org/2011/12/01/04-01-14-parcacik-film-teknolojisi-–-uygulama/

 

Kategoriler
Genel

“En önemli sanatım, hayatım”

“En önemli sanat eserim hayat tarzım” demiş aktivist sanatçı Ai WeiWei. 

 Bundan 3 yıl önce farketmiştim, hazır tüketmeye ne kadar alıştığımızı, bize dayatılan tatil anlayışının aslında beni rahatlatmadığını, herkesçe kabul görmüş (!) yaşam biçimlerimiz olduğunu, üretmenin ne muazzam bir şey olduğunu ve fiziksel yorgunluğun, beyin yorgunluğundan kat be kat daha çekilebilir bir şey olduğunu.

Bu farkındalıkla çıkmıştım, çiftlik gezilerime. Bu geçen 3 yılda, sadece çiftlikleri gezip, tarımı deneyimlemedim.  Yaşam biçimim de değişti.

Zeytinimi kendim kurmaya başladım,  sebze-meyve alışverişini iletişim halinde olduğum doğal üretim yapan çiftliklerden almaya başladım, mutfak atıklarımın çöp olmadığını farkettim, kompasta başladım, şarap yapmayı denedim, sabunumu, geceleri yaktığım mumu kendim yapmayı öğrendim, zehirsiz çamaşır yumuşatıcısı ve krem deodarant kullanmaya başladım, kolayca yetiştirebileceğim şeyleri evdeki minik balkonda denemeye başladım (mesela en son turp ektim saksıya).

Bu farkındalık çemberi sadece beni değil, ailemi de sardı. Bir ekili yerimiz olsun, temiz gıda yiyelim dediler. 

Muğla’dan başlayan yolcuğumuz (kafayı dinleyelim diyince ilk akla gelen şey güneye inmek), Çanakkale’de sonlandı. Bugün tüm aile kenetlendik, üretmek, kendi ürettiğimizin tadına varmak için çalışıyoruz. Annem anneannemle evde kompost yapıyor, babam sulama sistemlerinin tasarımını yapıyor, kardeşim ve dayım köye gittiğimizde başımızı sokacak yeri ayağa kaldırmak için çalışıyor. Dostlarım, sevdiklerim; gönüllü çiftçi oldu, zeytin zamanı koşa koşa geldiler.  Topladığımız zeytinlerin yağına da bir ad koyduk: Payidar. Üretmek ne muazzam şey!

İnsanın tüylerini diken diken eden başka bir şey daha var. o da; aile olmak. Kendi meyvesini dalından koparmak için birlikte ter dökmek, birbirine destek olmak.

Bugün, 1 Mart, kardeşimin doğum günü. Her koşulda yanımda olan, temiz yürekli kardeşime bu yazıyı atfediyorum.

İyi ki doğdun. 

En büyük sanatın, hayatın olsun canım kardeşim.

Kategoriler
Gönüllü çiftçi

Homeros’un sıvı altını aşkına: Şimdi zeytin hasatı zamanı.. Doğru zeytinyağı seçim rehberi de yazının sonunda ;)

Zeytin hasadı zamanııı !! Zeytinin hem kendisini hem yağını (Homeros’un tanımıyla sıvı altın) seven biri olarak onu ellerimle toplamak ve sonunda da ilaç niyetine zeytinyağını ekmeğime banıp yemek büyük mutluluk. Delice zeytinleri gibi aşılanmamış bir mutluluk..

Bana kalırsa zeytinyağına olan popülerlik, soğuk sıkım, erken hasat, delice zeytinyağı vs. etiketleriyle son zamanlarda iyice arttı. Zeytinin ne kadar kutsal bişey olduğunu tekrar hatırladık. Tekrar hatırladık diyorum çünkü biz ki “zeytinyağlı yiyemem aman” türküsü ile oynamış bir nesilin çocuklarıyız. Bu türkünün hikayesinde politik olaylar gizli, o yüzden hasat maceralarımı anlatmaya başlamadan önce buna değinmek istedim. Türkü kısaca Amerikan’nın elindeki mısır stokunu eritmek için diğer ülkelere (Marshall yardımı almak isteyen) “mısırözü yağı alma” şartı getirmesinin yan etkisi olarak tanımlanabilir. Türkiye’de zeytinyağ yerine mısırözü yağının kullanılması için bir dizi çalışma yapılmış; Zeytinağaçları sökülüp yağı Amerika’ya verilmiş karşılığında mısırözü yağı alınmış, zeytinyağı ısınınca kanserojen olduğu dedikodusu yayılmış ve hatta bir adım daha ileri giderek bu türküyü yazmışlar.. Buradan çıkarılacak çok dersler var ya, neyse diyorum şimdi…

Günümüzde halen zeytinyağı yemeklere konulduğunda yanar tarzı bir algı var, halbuki bu çiftlikteki abilerimden öğrendim ki zeytinyağı en zor yanan yağlardan biri. Tabii ki tadı ısındığında değişiyor ama bu onun yandığı ve kanserojen maddeye dönüştüğünü göstermiyor (zeytinyağları ile ilgili öğrendiğim bilgileri aşağıda not olarak da yazdım).

Gelelim ben nereye gittim; bu çiftliği burada ziraat mühendisi olarak çalışan bir abimizden öğrendim ve gönüllü olarak 1 gün hasata katılmak istediğimi söyledim. Safitad marka zeytinyağları üreten 3000 zeytin ağacından oluşan bir zeytinlik burası.

Sabah 8’de başlıyor çalışmalar, erken hasat soğuk sıkım zeytinyağı dönemi şimdi.İlaç niyetine yağlar çıksın diye yoruluyor kollar..sabahın erken vaktinde doğa içinde olmanın romantik bir yanı yok değil, doğayla birlikte uyanıyorsunuz aslında soğuk yüzünüze vururken..

Lahana gibi üstüste giyinip başıma yemeniyi taktıktan sonra günlük yevmiye ile çalışan teyzelerin/ amcaların arasına dalıyorum. Tabii beni görünce far görmüş tavşan gibi şaşkınlıkla bakıyorlar. ‘Ne işin var kızım burda?’ diyolarlar. İlk başta yadırgıyorlar orada olmamı; çünkü yaptıkları işin aslında değerli bir iş olduğunun bilincinde değiller. Öyle hissettirmiyoruz onlara;

  • Çünkü kendi çocukları, arazileri olmasına rağmen onları işlemektense bir yerlerde güvenlik görevlisi olmayı yeğliyor. Bütün gün hiçbir şey yapmadan, telefonuna bakarak masa başı ve temiz iş yapmak daha prestijli çünkü. Temiz elbiselerimiz olması, yorulmadan para kazanmak daha sürdürülebilir. Üretmek değerli değil, ürettiğinin karşılığını alıyor musun ki?
  • Çünkü köylerde hiç genç kalmamış.. neden kalsın ki? Görüştükleri kızlar şehirden ev istiyor, köyde sosyal ortam yok, yapacak bişey yok..köylerimiz ancak şehirden kaçan doğa severlere yönelik pansiyonlar/butik otellerimiz varsa sosyalleşiyor. Onun dışında köylü tarla işinden sonra eve gelsin uyusun, ya da okey oynasın..
  • Çünkü tarım sadece parasal olarak destekleniyor zihinlerde değil, içselleşmemiş.

Ziraat mühendisi abim anlatıyor; “Çanakkale’de Tekel´e ait Şarap ve Kaynak fabrikası zarar ettiği gerekçesiyle kapatılıp, onca üzüm bağı sökülmüş ve insanlar işsiz kalmıştı. Onun yerinde şimdi ne var tahmin edin? Alışveriş merkezi. İnsanlar şimdi neden tarım yapsın, neye güvensin, arazisine parayı veren bulursa ya satıyor ya kendi işletmeyip masa başı işte çalışıyor..Biz de o alışveriş merkezlerine gidip alışveriş yapıyoruz bi güzel..”

Yandan çarklı bir gülümseme ile ”çok çelişiyoruz kendimizle” diyorum. ”…sadece burası değil, bakın istanbul’da kuzey ormanlarını yararak kurulan sitelerde bir zamanlar gezi parkı direnişi için yürüyen bazı kimseler de oturuyor…”

Tam içimiz kararmışken Ali abi, “tut hele şu yaygının ucundan kasalara alalım zeytinleri” diyor.. “lafla peynir gemisi yürümez, o zeytinler toplanacak”… “Haydi” diyoruz gülümseyerek.. o sırada araziye bir araç geliyor, minik bir vinç gibi..ilk defa gördüğüm bir makine..zeytin ağacının gövdesinden tutup, bir titretiyor ağacı ki…inanılmaz… dallardaki zeytinler patır patır aşağıda.. düşmeyenler içinde erkekler sırtlarında taraklı hasat makinesi ile giriyorlar dallara…

Soruyorum yine, “tarımda makineleşme derken bu tür aletlerin kullanmı kastediliyor herhalde, peki yaygın mı bu ya da neden değil”

“Çok yaygın değil çünkü bunun maliyetini çıkartacak büyüklükte araziler değil çoğu çiftçinin elindeki zeytinlik.”

“Tamam ama pekala zeytinliği olan köylüler bileşip bir araç alabilirler, kooperatifler, dermekler de buna destek olabilir”

Umutsuz bir bakış atıyor Mehmet abi bana “bizde kolektif çalışma bilinci yok. Herkes ben merkezli, ben kazanayım, ben en çok kazanayım derdinde. Çocuklarımızı bile öyle yetiştirmiyor muyuz? ‘Onu geçtin mi, şunu kazandın mı, kendi başına hallet kimseye muhtaç olma, aman kimseye güvenme’ diye yetiştiriyoruz.”

“…Onun da ötesinde bu makineler için dikimin belli aralıklarda, aynı sırada yapılması ve budamalarının da ayarlanması lazım. Gidilecek çok yol var yani” Başladık ya bir kere yapılması gerekenlerden konuşmaya, serzenişler bitmiyor “ mesela yağ fabrikaları, çıkan yağdan %8-10 pay alıyorlar, burada en kaliteli yağları binbir emekle çıkartıyoruz, ama fabrikalar bunları alıp, elindeki belki başka yağlarla da karıştırıp piyasaya sürebiliyor.”

Memleket meselesi gibi birşey konuş konuş bitmez bu zeytin işi diyip yaygılardaki zeytinleri kasalara yüklemeye dönüyoruz. O anki en büyük mesela neticede 🙂

Saat 16:30’da paydos veriliyor. Yorulduğumu hissediyorum ama tatlı bir yorgunluk. Daha önce söylemiştim, yine söylüyorum, fiziksel yorgunluğu, beyin yorgunluğuna tercih ederim. Yattığın yeri pek beğeniyorsun 🙂 Hava da temiz olunca deliksiz bir uyku çekiyorum…

Sabah doğan güneşe bakarken, tüm bu serzenişlere, “o iş olmaz” umutsuzluğuna inat, yaşadım diyebilmek için diye bağıran Nazım hikmet’in dizleri geliyor aklıma.. Ve yüksek sesle okuyorum pembeleşmiş gökyüzüne…

“..Yanî öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,
Yetmişinde bile, meselâ zeytin dikeceksin
Hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil
Ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için
Yaşamak yani ağır bastığından…”

Küçük bir not:

Doğru zeytinyağı nasıl seçilir? Soğuk sıkım, natürel sızma, delice zeytinyağı nedir?

  • Zeytinyağı asitditesinin 0.8’in altında olması kalitesini artırıyor( ki bunlara natürel sızma zeytinyağı deniyor).0.8’in üstü daha çok yemeklerde kullanılıyor. Örneğin benim çalıştığım çiftlikteki yağların asiditesi 0.2 seviyelerinde. Yani şifa niyetine kaşık kaşık içiyorsun böylesini 🙂
  • Asiditesi yüksek yağlarda acı bir tad oluyor. Asitliği yakıcılığı ile değerlendirmek pek doğru değil. Hatta yakıcılığı kalitesini gösteriyor. Tattığınızda boğazınızda karabiber yakıcılığı gibi bir yanma hissetmeniz olumlu yakıcılık, ama boğaz ile mide arasında yakıcı his bıraktıysa bu yağın bayat olduğunu gösteriyor.
  • Erken hasat ve soğuk sıkım zeytinyağları, tam olgunlaşmadan toplanan zeytinlerden soğuk sıkım yöntemi ile elde ediliyor. Soğuk sıkım 27 dereceye kadar yapılıyor ve elde edilen yağın miktarı daha düşük oluyor. Ancak asitliği daha düşük, nefaseti daha güzel oluyor ve yağın içindeki faydalı etmenler daha çok varoluyor. Kilo başına elde edilen yağ daha düşük olduğuniçin daha pahalı çiftçiye maliyeti daha yüksek oluyor, fiyatının daha yükseğe satılmasının nedenlerinden biri bu.
  • Zeytin hasatından sonra bekletilmeden yağının çıkarılması önemli. Durdukça kalitesi bozuluyor. Hasat edilen yer ile yağlarının çıkartıldığı fabrikanın yakınlığına bakmadan zeytinyağı almayın derim.
  • Toprağa düşen zeytinlerin asitliği yüksek ve kalitesi düşük olduğundan bunlar riviera zeytin yağında kullanılır. Riviera zeytinyağlarına da bir miktar sızma yağ karıştırılıyor (%5-20 arası). Riviera kötü yağ demek değil yani, salatalara değil de yemeklerde kullanılabilir.
  • Zeytinlerin toparlak olanlarına turşuluk diyor çiftliktekiler. Bunlar daha çok sofralık zeytin, yağları daha az çıkıyor. Boncuk tipindeki zeytinlerden daha çok yağ elde ediliyor ve tadı daha güzel oluyormuş.
  • Bir de hiç aşılanmamış delice zeytinleri var. Hiç el değmeden yetişen zeytinler yani..atalarımızın delicelerin yağını ilaç şisesine koyup saklarlarmış. Tatları da enkleri de kendileri gibi asi..rengi tam altın sarısı gibi, tadı ise asidik olduğu için daha acı, baharatlı bir his veriyormuş. Verimlilik oranı olarak mevsim, bölge ve cinsine göre değiştiğinden 18 kg ile 35 kg arasında delice zeytininden 1 kg yağ elde ediliyormuş. Aşılanmış zeytinlerde bu oran 3-7 kg. civarında. (Kaynak: Zeytin Dergisi) Bir zeytinin delice mi aşılanmış mı olduğu içini yararak anlayabilirsiniz. Delice zeytinlerinin içi pembemsi-bordo renkli olurken, aşılı olanların içi beyaz-krem renginde (aşağıda fotoğrafları var).

 

Umarım faydalıolmuştur, haydi şimdi minik bir tabağa biraz zeytinyağı biraz da dağ kekiği koyup ekmek banıp, yiyelimm..şifadır 🙂